bu sabah eylülde olduğumuza inanamadım...uyandım ve sanki birden eylül oluvermişti...koca bir yaz bölük pörçük az biraz sancılı az biraz keyifli bi miktar plotonik bi miktar özlemli pişman rakılı şaraplı denizli güneşli geçti...bunca zaman yazmayıp onca şeyi bir çırpıda anlatabilecek güce ve heycana sahip değilim itiraf edeyim...koridorda hala açılıp boşaltılmayı bekleyen bir adet valiz derlenip toplanmayı aynı hevesle bekleyen bir ev ve tüm bunlara karşın hala içinden çıkılmasını bekleyen bir yatak mevcut şu anda hayatımda...platonik aşk iyi birşey ağrısız sızısız ustelik...en fazla ogun onu ıkıncıye görebılmekten daha fazla birşey beklemıyo olmak ve bunyenın buna herşeyden çok razı oluşu tanrım ne guzel bır hıs...sonra oturup dıyorsun kı bunca kırkınlığı nıe yaşarkı ınsan...sonra dıyorsunkı ınsan neyle yaşar...yada ınsan neyle yaşayamaz...
Romantik komediye gidelim dedim kahvemin son yudumunu içerken...romantik komediye gidelimki beni böyle sabahlara kadar kaşındıran şeyleri düşünmeyeyim...lakin ilk sahneden sonraki belkide herkes için komik olan 10dakika boyunca ağlamış olmamın İnan'ın bir açıklaması var...özlemek...dünyanın en salak hallerini en keyifli şekilde yaşadığın dünyadaki tek adam dünyanın öbür ucundaysa aylardır ağlarsın...saçma sapan bi romantik komedide benim gibi gülecek şeyden çok ağlayacak şeyler bulursun...ve sonuç olarak daha fazla kaşınarak salonu terkedersin...sanırım bir son yok mutlusundan bile vazgeçmek üzereyim öylesine bir sona bile razıyım lakin...hiç varamayacağımız bir yere gitmek gibi hiç gelmeyecek haftanın 8. Gününü beklemek yada ayın 32si için plan yapmak gibi halk arasında olmayacak dua ya amin demek diye bir karşılığıda var bu durumun... Tutunacak birşeyleri olmalı insanın böylesi çok zor çok hastalıklı böylesi boğucu...hiç var olmamış bir kitabın ilk baskısını beklemek gibi...çağr...
Yorumlar