Ana içeriğe atla
...kuaföre gittiğimde eğerki saçımı kestiriceksem kendımı kasabın önune zorla getirilmiş bir küçük baş gibi hissetmekten alıkoyamıyorum çoğu zaman...bu defada mustafayı çıleden çıkarana kadar bak ama azıcık kesıceksın tamam mı bak söz ver bak bukadar bak işte bak gösteriyorum gibi cümleler kurduktan sonra koltuğa geçtim...her makas darbesınden sonra bendenız: tamm yeter, bıttı bukadar, bırak ıstemıyorum kalkıcam ben, gıttı bu defada gıttı saçlarım ,allah belanı versın mustafa yuhhh ee 3numara yapaydın....neyseki bu defa kıymadı bana mustafa ve butun huysuzluklarıma rağmen bana dayanarak ustun kuaför arkadaş unvanını kaptı...başkası olsa çoktan kazımıştı saçımı ıntıkam naraları eşlığınde(=yorucu geçıyor bu yıl yaz...ev arkadaşımın annesının meme kanserı olduğunu öğrenmemızde üzerıne eklenınce baya yoğun bı ıkı hafta geçırdım neysekı herbırşeyler ıyı gıttı...öncelıkle bu yılkı aydın doğan genç iletişimciler yarışmasının katılım gununun bızım tahmınımızınkınden 2hafta önce olduğunu öğrendığımızde henuz aklımızda hangı kategorıden katılacağımız bıle yoktu.ve işin kötusu hıç bışeyde gelmıyordu...neysekı bışeylere karr verıp başladık dergı mızanpajı ve basın reklamı dallarında kararkıldığımızda benım aklımda hala jenerık vardı ama vaktımızın azlığı hatta olmayışından başka bır bahara erteledık mecburen.basın reklamını ustun yeteneklı fiberoptik arkadaşım blanka(= 1gecede halledınce gerıye dergi mızanpajı kaldı.tabı ınsanların 1ayda çıkardığı dergıyı oturup 2gecede yetıştrmenız gerekıyorsa durum çok vahım bır hal alabılıyor...blanka pc nın başında benım elımde dergıler yarı uyur bır halde makalemı koysak, röportajmı yapsak ,portfolyo buraya sığmaz, ıkı foto daha olsaydı 5sayfa yapardık, yok o font buyuk oldu, renk çokmu parladı bence mavı yakışıcak, hayır hayr az daha sola al o yazıyı...uyuyosun sen resmen ya ıkı gunumuz kaldııııı hey uyan bakım ,kahve evet evt kahve yapıım ben sana...karşılığında yalvaran gözlerele acı bana dıyen blanka....bırden acımasız art tarktör ruhuna bürünü verdim o gece...ınanın hiçde zor olmadı(=sabaha kadar bu şartlar altında dergimizin kapak dahıl ılk 20 sayfasını yaptık neysekı...ertesı gun benım ev arkadaşımla bırlıkte ıstanbula gıtmem gerekıyordu çunku ev arkadaşımın resmı annelığını, sponsorluğumuzu ve manevı ev annelımızı ustlenmış olan özlem hanımcımızın memesı hastalanmıştı...bizde 2saatlık bı uykunun ardından dergının dığer sayfalarını da blankaya emanet ederek toparlanıp istanbula geçtik.sıkıntılı tedırgın halıyle gergin bikaç gunun sonunda doktorumuzun memeyı kurtarmasıyla moralımız yerıne geldı ve bu amelıyatı ıkı adet dıkış bıkaç ufak ağrıyla atlatmış oldu özlem teyze şimdi önundekı 6 7 aylık kemoterapı dönemınıde atlatınca herşey dahada guzel olucak emınım...bu arada tabıkı bu hastane koşuştrması ıçerısınde dergımızın dığer sayfaları tammlandı baskıya verıldı yarışma koşulları hazrlandı...esasen bu dönemde blankayla berabr olmak ısterdım ama bana kısmet olmadı.ve son olarak teslım edıldı şımdı ekım ayında okula bızım adınmıza davet gelmesını beklıcezzz artık.eee bıde 2gunu kalan mavı ıstanbula tasarla tşört yarışması sonuçlarımız var...heycanlıyız 18.sıradan fınale kalmış olmak bıle benım egolarım ıçın yeterlı oldu esasen...he bırde unutmadan sanırım bu yılın enguzel yanlarından bırı altdan dersım kalmamış olması hepsını verdımmmm(=evet bi çok abuk şey yaşamış olmama rağmen sanırım fazla hareketlı azbuçuk tehlıkelı bı mıktar tedırgın bı mıktar uzucu bıraz acılı ekşılı az biraz kayıplı bı yıl oldu...ama yınede güzel oldu...bana ayıtse tum bunlar sahıplenırım hıç umrumda olmaz...geçen gece okadar çok bahsetmışım kı eskı bı dostdan özlemışsın dedıler...olabılır dedım neden özlemıyeyım kı bunca zamandan sonra...ama ınanın hıç bırşeyı değiştremez artık özlemek bıle...dahasına fazla eksıldım dedım...ama özlemışımdır bukadar dılımın ucuna gelmışse adı...iyi olsun dedım...istedığım saate otobus bıletı bulamamış olmak zaten yeterınce can sıkıcıyken bıde uzerıne ev arkadaşımın fazlaca bencıl gereksızce çocukça kendını kanıtlama çabası yuzunde sabaha ığrenç uyandım...fazla abartıyorum dedım bırını sevmeyı sahıplenmeyı önemsemeyı...şımdı sabah sabah bunca şeyı duşunmeye ne gerek vardı dımı...oldu işte...sonra çay içerken buzluktakı dondurmayı nezaman çıkardım hatırlamıyorum hele dun geceden kalmış olan yumuşamış cıpsı hangı ara yedım hıç bılmıyorum bıde arada bulaşıkları yıkamışım bı baktım...şuursuzca geçırdığım bı ıkı saatın ardından çamaşır toplayı yenılerını asma planları yapıyorum...sonrasında kaçınılmaz bı şekılde valız hazrlamalıyım sanırım...tatılın en çekılmez yanı bu işte...nefret edıyorum kıyafetlerım arasında seçım yapmak zorunda kalmaktan.hıç bışeyı sığdıramıyorum işin kötusu götrduğum şeylerı gıymıceğımı bıldığım halde ya gıymek ıstersem duşuncesınden yanıma alıyorum huf...neysekı sadece gıdıyor olmak bıle yeterlı şu an sanırım...temmuzun son çeyreğıne gırmek uzereyız ve ben hala bu nemlı tozlu gurultulu şehırdeım hala...kaldıkı asunun benımle olmaya nasıl ıhtıyacı var bılıyorum...kaldıkı aılemın yanında olmayı nasıl özledım...kaldıkı bı mıktar kafa dınlemeyı hakettım...

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Birdaha asla eskisi gibi olmayacaktı artık ve biz bunun ağırlığının altında kalmış paramparça ruhlarımızla devam etmeliydik...belkide devam etmemeliydik henüz bilebildiğimiz zamanlarda değildik...ülkelerde savaşlar başlayıp biterken hala yeterince inandırıcı gelmiyordu  ölü insan vücutları...hayatımız manipüle edilmiş bi haber tadında olmaya başlamıştı...ve hiç olmadığımız kadar hırçındık artık hatanın her defansında bir diğerimizde olduğuna inanmak isteyen yanlarımız birbirinizi seven yanlarımızın çürüyor olmasını fırsat biliyordu sanki...acımasız birşeyler vardı ve biz hiç birşey yapamaz durumdaydık...birbirimizden bunca uzak yerlerdeyken biz bile hiç olmadığımız kadar acımasızlaşmıştık artık...o beklenen gün gelmiyordu dahada kötüsü gelmeyecekti de ve artık ikimizde bunu biliyorduk...yinede dilimizin ucundakiler bir diğerinden çok kendimizi fazlaca acıtacak cinsten olduğundan birtürlü çıkaramıyorduk kelimeleri...kelimeleri derleyip toplayıp düzgün cümleler kurmanın derdındeydık ...
Romantik komediye gidelim dedim kahvemin son yudumunu içerken...romantik komediye gidelimki beni böyle sabahlara kadar kaşındıran şeyleri düşünmeyeyim...lakin ilk sahneden sonraki belkide herkes için komik olan 10dakika boyunca ağlamış olmamın İnan'ın bir açıklaması var...özlemek...dünyanın en salak hallerini en keyifli şekilde yaşadığın dünyadaki tek adam dünyanın öbür ucundaysa aylardır ağlarsın...saçma sapan bi romantik komedide benim gibi gülecek şeyden çok ağlayacak şeyler bulursun...ve sonuç olarak daha fazla kaşınarak salonu terkedersin...sanırım bir son yok mutlusundan bile vazgeçmek üzereyim öylesine bir sona bile razıyım lakin...hiç varamayacağımız bir yere gitmek gibi hiç gelmeyecek haftanın 8. Gününü beklemek yada ayın 32si için plan yapmak gibi halk arasında olmayacak dua ya amin demek diye bir karşılığıda var bu durumun... Tutunacak birşeyleri olmalı insanın böylesi çok zor çok hastalıklı böylesi boğucu...hiç var olmamış bir kitabın ilk baskısını beklemek gibi...çağr...
acıların kadını tribinden çıkamıyorum şu sıra...zaten genel halim buydu hayatım boyunca son bıkaç yılda hayvan gibi çalıştığımı saymassak acıların kadını çizgimi aşmış salon kadını iş kadını gibi daha dolgun vede seksi kadınsı kimlikler edinmeye başlamıştım ki istifama iki üç kala sevdicegim gideli 10 koca gün olmuş ve ben yeniden acıların kadını duruşuma geri dönmüş durumdayım...para üstadım paran varsa herşeyin var demektir...lakin bir aşkın olmaya bilir birde iç huzurun e esasen bana sorarsan ikisi yoksa hangi çizgide olursan ol insan olma vasfını kaybediyorsun... hadi şimdi oturup parası olan zavallı aşağılık pislik zenginleri biraz ezelim...yok yok tamamen uykusuzluktan saçmalıyorum yada çok özledim... çok özledim lan 10 koca gün...acıların kadınına bağlamamın en buyuk sebebi...dun gittik biri nerdeyse benimkadar olmak uzere 5adet su kaplunbağası aldık yetmedı benım ıkı katım kaplumbağa heykeli aldık kaplunbağa havuzumun yanına...sonra bugun gıdıp 3 adet şapşal tavsik aldık...ın...